Friday, October 30, 2009

UZAK. Guiseppe Ungarettin





Uzak uzak bir ülkeye
bir kör gibi
götürdüler beni tutup elimden...
G.Ungarettin

Komsu Siyam





Posta kutusunda her zamanki turden -bir sey yok-luk.
Hava ayazli, gri, sisli, bulanik. Henuz  sabah 8.00.  Cimler ve sokakta geceden kalma usuten bir islaklik. Belli bir kac saate kadar gurluycek hava, kuru  gokgurultusu uzun surmeden arkasindan  selli  sulu  yagmur bosalicak karanlik gokyuzunden. Oyle boyle degil bu gun dolu dolu yagicak yagmur. Barajlar dolucak tasicak, kotu insa edilmis evler sular altinda kalicak, evsizlerin bir kismi kapali ATM kiosk’larina siginacak diger bir kismi kopru altlarina. Evde kalanlar , camdan firtinayi izlemeye tenezzul bile etmiycek,  mutemelen  televizyon, internet, playstation gibi multi media unsurlariyla oyaliycaklar kendilerini.
‘Muhtemelen bu gun UPS ‘de gelmiycek’  diye gecirdi icinden. Baskalari bilinmez ama  UPS’ in  5520’ ye  uramayisi  havalardan degil, getiricek hic bir sey olmamasindandi. Huzunle giris kapsini acti,  teresa cikti. Kirmizi vinyl  kapli  spor katlanabilir  sagdaki  sandalyeye oturdu. Olmadi yolu goremiyordu. Kalkti,  yer degistirdi, soldaki  sandalyeye oturdu. Olmadi yolu goremiyordu. Kalkti,  iki basamak merdiven indi, sokaga en yakin olan tarafina oturdu basamagin. Sagda Murdock, solda Wightman’a bakti. Bu ecnebi ulkede sokak sakinlerini tesadufen bile olsa gormek, onlara en ucuzundan laf atmak mumkun degil diye gecirdi  icinden. Sonra dayanamayip usulca kendine mirldandi ; gunaydin bu sabah  gec kalktiniz , gecte kaldiniz anlasilan…Hayrola…
Sokak kedisiz sokak ne kadar yanlizsa o da o kadar yanliz hissetti kendini. Simdi   yolun karsisindan ac bir kedi  firlayip gelseydi suvariler gibi kosarak dort ayak miyavlaya miyavlaya yanina, ona biraz  sut verseydi ne iyi olurdu.  Sokak kedileride,  sokak sakinleri kadar silimisti bu sehirden. Insan gormek icin  buyuk alisveris merkezlerine,  kedi gormek icinde  Pet Shop’lara gitmek gerekiyordu ki hayvanat bahcesine bile giremicek kadar ozel degildi sokak kedileri. Gunu planlamaliydi. Daha erken olmasina ragmen plansiz bir gun olu bir gun olucakti. Onun icin, coktan ogrenmisti artik suprizler  beklememesi gerektigini.  Ne eski bir dost kapisinda  ansiziz biticek, ne sokaktan mis gibi kokan hamsiciler gecicekdi nede citir simitciler. Ev telefonu bile alamamisti kendine,  bir sonsuz bekleyis daha olmasin diye hayatinda. Eger ev telefonu olsaydi  hic kimse olmasa annesi arardi, gunde en az uc defa. Ne yiyip ne icitigini sorardi,  anlattigi ruyalarina  guzel, ic rahatlatan tasvirler getirirdi annesi.
Hava karanlikti ve  aslinda yapilicak seyler  oyle belliydi ki . Dusunmek istemedi, ama  kafasindan gecirmedende edemedi. Uye oldugu bir dunya club vardi; amazing yoga club, poetry club, salsa club, momy and me club, club, club, club….. Dusunmek istemedi bir kere daha kafasini cevirdi murdock st.’e dogru. Bu saatlerde artik Ups gelmis olmaliydi. Ortalarda hic ses yoktu. Kafasini  whiteman’a cevirdi ve bir  bardak sicak, bol tarcinli  apple cider alip inancla butun  gun bir siyam kedisini birde postaciyi beklemeye karar verdi .
Bekledi, Bekledi, Bekledi. Bir saga bakti bir sola bakti, sonra bir sola bir saga, bir daha bir daha bakti. Nihayet uzaktan bangir bangir Hip-hop dinleyerek gelen  camel ayakkabi’li,  camel short’lu   UPS arabasinindaki  African- American cam yarmasi postaciyi gordu. Postaci geldi geldi geldi ve 5520’nin tam onunde yolun orta yerinde park etti arabasini. Indi. Bagaja dogru ilerledi bagaj kapsinisi acti ve icerden online muhtemelen e-bay’ den ismarlanmis  3 adet kedi mamasi,  1 adet kedi tasmasi indirdi.  Yanindan gecerek  saga dondu ve 5522’ nin kapisini caldi.  Evde birileri olmaliydi, belliydi evden disari yansiyan  florasan isiklarindan, fakat acan yoktu kapiyi. Postaci israr etseydi ki bu bir mucize olurdu, belki acan olurdu. Belki bu sayede  5 yil sonra yan komususunu gorme serefine erisirdi. Belki oturan yasli bir duldu  yahut yasli bir kimsesiz, colugu cocugu olmayan,  olup ta coktan terketmis olan. Postaci israr dahi etmeden  kutulari getirip eline uzatti’ bunlari komsunuza verin’ dedi.Yuzunu gormeyi birak sesini bile duymadigi  5 yillik komsusuna.  ‘Olur’ dedi ‘peki’.
Postaci hizla  inerken  Murdock’a dogru  elindeki  kedi mamalarina ve kedi tasmasina bakti  gulumsedi. Belkide yan komsusu Iran’dan  itrica etmis bir siyam kedisi idi. Gizli kacak yasiyordu, vatandas degildi, ne bu ulkenin ne de artik kendi ulkesinin, vize'si de yoktu, Lottari ile green cart'a bas vurmustu ama sonuc  henuz alamamisti. Belki kirmizi bultenle araniyordu evsiz sokak kedilerini koruma dernegi tarafindan. Gulumsedi. Tam o sirada kafasini kaldirip  gri bulutlarin nasilda yavasca hic beklenmedik bir suprizle  usulca  done done dagilmalarini izledi. Gulumsedi sonra bir daha gulumsedi….

Green Tea Before Bed


One more cup of green tea before bed. The warm sensation of drinking green tea makes me deal with the unbearable silence of my house, makes me appreciate life, makes me write a little more, and makes me read one more Blake poems. As I pour tea into my Chinese teacup I empty all the emotional roller coasters and recognize the value of life. Lately, all I need before the bed is to be grateful for the baby creature in my uterus, be pleased for my little baby girl, named Island, Ada and be receptive for the endless,and the biggest love he gives me.
Tonight, within the mood of green peace, I got to aware of how much I complain every single day in regards of my everyday routines.  Anger, anger, anger, sorrow face, disgust, blame, hate, crashed mind, questioning, questioning my deep sorrow face in the mirror. Then, I get into “What is my fucking problem? “ types of cheap run away sentences whereas trying to get back to driving forces behind my existence? When my breath can only be warm with the power of love and passion where is my desperation comes from.
My life is full of beauty; O.K sometimes it is scary, but always wonderful.
As I am done with my peace bringig tea,  I know now ever than before I should appreciate my spare time and really learn self motivation to become more productive in every way of life (even gardening…) I got the endless free time for the first time in my entire life and that has caused me produce 50 single-named poems in such a short period, couple short stories, and an unfinished painting. Lots of walk in the wood, watch the rain in my entrance balcony, cook super delicious walnut cakes and red snapper in oven. How could I ever manage to do all these without my harmless routines? I am learning to look inside of myself and get back loving things around me. It’s a Gaelic saying "Peace Walks on Love's Road."
The all came out with a cup of green tea before bed....
What an unusual peaceful night....

Pazartesi' ye uyanis

Pazartesi

Hafta sonu hengamesinin arkasindan, yine en cok nefret ettigim Pazartesi. Sabahlarimin en guzel yani Ada’nin kosarak yatagima hoplayip usumus basini ve nerdeyse donmus yumak ellerini geceligimin tek yakasindan firlamis kolumun altina yuvarlana yuvarlana gommesi. Bu sabahta ayni sevimli duyguyu gecirerek icimde bir yerlerden uyandim derin uykumdan “En sevmedigim Pazartesi sabahlarini bile muthis kilabilicek tek baslangic bu olmali hayatimda” diyerek.

Ada bebegin bebek sevkatiyle beni uyandirmasindan sonra sira elbette Yuce adam’a gelicekti ki, yuce adamin konferans seyahatlerinden, sirketten, lab toplatilarindan, vs. iflas etmis bedenini uyandirmak icin Ada’nin minik basi kucuk kaliyordu. King yastigin uzerine cikmis pes eder ifadelerle bana bakarken Ada devreye yuce kadinin girmesi girekti. Sag ayagi disarda kaldigi icin usumus, sol ayagi yorganin icinde oldugu icin hala sicakligini korudugundan once kendi sicak ayakalarimi yuce adamin usumus ayakarina degdirerek sicaklik farki yaratmakla basladim operasyona. Gorunuse gore Ada bebegin mimik basindan daha cok ise yaramis olan bu taktik sonrasinda , bir kipirdanma basladi yuce adamin heybetli vucudunda. Bir sure sonra bu kipirdanmalar “himmmmm cekilin, uykum var, gec yattim zaten, sabah iki de yattim, yapmayinlara donussede gune bir an once baslamak icin sabirsizlanan ben ve Ada’nin israrli cabalariyla uyandirabildik yuce adami. Bir sure sonra uyandirma mucadelesi sevgi dolu bir aile bogusmasina donustu, artik bize oldukca kucuk gelen kar beyazi R. Lauren carsaflari ile kapli queen yatagimiz da. Ada aramizda taklalar atmaya ve yapabilicegi en sirin yuz ifadeleriyle bizleri mest etmesi ile gune baslamamiz yataktan bir saat gec kalkmamizla rotarlandi.

Hayatta ugraslarini degil ama yapicak zorunlu islerini , zorunlu yada isteyerek demek daha dogru olur, eksi doksandokuz’a indirerek dondurmus olan biri olarak bu rotarin beni etkilemedigi guzel bir gercek. Boyle zamanlarda dusunmesinin bile hic bitmesini istemedigim gercek; kaygisiz sabah gecikmelerimin bir zorunluluktan degilde secimlerimden dolayi olmus oldugudur.

Yataktan kalkmamizla, gune baslamamiz arasinda gecen isik hizi dir gunumuzu ikiye bolen. Hafta sonu yeni tadilati bitmis kucuk ebatli aile banyosuna once kim gidicek mucadelesi ardindan, Ada’nin dolu bezini kim degistiricek ve sabah dusunu kim aldiricak tartismalari (her seferinde onun ben olmasi gercegini de yazmadan gecemiyorum), sonrasinda apar topar evden cikmamiz, uzerimizi hizla giyinip. American yasam standartlarina uygun olan bir tarzda, fast food misali ayakta firtina misali bir seyler atitstirip once Ada bebegi day care kakhvaltisina sonra, Yuce adami her gun bekleyen kacinilmaz maratonuna yetistirmekle basliyor pazartesilerim ve butun hafta bu rutinle devamediyor.

Cyert Center' da zor gecen vedalasmadan sonra iyi eglenceler dileyip saglam bir kucaklasmanin arkasindan kendimi giris kapisina atiyor ve once siyah Mercedes R 350 aile arabasina bakiyorum sonra yolun diger tarafina. Kacilnilaz bir gercek beni arabaya dogru surukluyor; eve gelmek ve devam etmek uzere yarim kalmis bir sire daha kapisini acip calistiriyorum arabayi…

Eve varmadan once ismini cok sevdigim ‘ Crazy Mocha’ dan, malum icimdeki kucuk canlidan dolayi, decaf- to go grande kahve aliyorum, ustlelik tall olanla aralarinda yanlizca elli cent fark olmasina ragmen. Her sabah bankaya para yatirirmis gibi Crazy Mocha‘ya $1.75 yatiriyorum. Bir yandan bunun yilda ne kadar ettigini dusunmedende edemiyorum. Bu dusuceler icerisinde kahvemi almam finans’dan yada aile ekonomisinden cok ii anladigidimdan hic degil yanlica politic ve felsefi olarak bir seylerin yanlis gitigini dusundugum icindir.

Icimden kafé de oturmak geciyor. Buram buram sabah kahvesi kokulari icerisinde oturup bir seyler okumak newyork times karistirmak, magazin kurcalamak. Bir sure sonra gercekten istedigimin bu olmadigina kanat getirip. Raleigh 5520 sessizligi ve huzurunun cekiciligiyle yeniden arabama binip eve dogru iki blog sonra saga donuyorum.

Masamda yigilmis siir eskizlari. Onlara suclu gozlerle bakiyorum. Yapilicak daha onemli seylerim var neden pesimi birakmiyorsunuz gibi. Duzenli beslenmeye muhtac yatalak hastalar gibiler masamin uzerinde. Nefretle oturuyorum, soylene soylene ve birazda sorgulayarak; ne gereksiz sey siir yazmak, nerden bulasti bu illet kanima.. Oysa simdi oturup daha onemli oldugunu dusundugum, egitimine para harcayip okuyup mezun olmuslugumdan dolayi, design calismaliyim diye sucluyourum once siirleri sonra kendimi karsi koyamadigim icin.

Saat yeniden aksam bes’e dogru yaklasirken farkediyorum, telas icerisinde iki satir daha eklemeliyim zaman kalmadi, derken farkediyorum nefret ile oturdugum bu illetmis beni besleyen yasama dair. Ada kadar Siir de.

Tuesday, October 27, 2009

October Wind- Ekim Ruzgari

Who is going to celebrate the day?
Monkeys?           
Bukalemuns?
Hippopotamus?

With an astonishing banquet
Within Muteness
Engaging in a duel
In the vessel of Ragusa?
In the tent of a gypsy circus?
In the Rio carnival?

Amuse me;
Dancing queens
Juggling clowns
Deer hunters
Naked Cellist

I rolled down to this inauguration with   
The continents I have been shifting
The countries I have been departing  
The loves I have been passing

I collected all kinds of disappointments in a cracked glass bottle
I didn’t cry
I had regrets, which I took pleasure of them afterwards
I had a side that comprehend the life so well
That is why my pulse has beaten180 
Like a newborn innocent
I only cried as I lost my pinkish-blue marble stones
Which I won on streets and lost the same way 
My biggest sin is still virgin I my diary
Except, the poppy massacre in the Seramik train station at my eighth birthday
           
I grew thousands of sensations in thirty October
Cultivated a lot of memories
Wrote a lot of letters
Loved so much
Hated as much
To forget and to forgive

I bared all my black and white photos somewhere in Mediterranean
Cut out magazine clippings
Stolen postcards 
Reprinted poems
Never sent-out letters in yellow pages
Collected pebbles
And a small pinch of your hair before you die in bright red
Buried all in a grey metal box
Within the bottom of a begonville

The danger started when I forgot I was from the city
I become an immigrant who is vomited on ashore by the sea

Emotions to forget
Dusty memories
The last regrets to say farewell in peace
They all become rooted inside of me one by one
Neither I abandoned them
Nor they did
I cried my tears inside the wine bottles
Only the loud laughs stacked in my remembrance from the old days
Anyway, who would want to break the childhood’s lead pencil

 I am building paper sail boats from my old diaries
 To sail up to new falls
 Following a ghost butterfly
 Its wing’s my compass
 Collecting ever written down hopes 
 To let my voracious desire free to fly like lepidopterans
 I am not writing this poem to scatter around,
 Writing just to gather all together

Standing insatiately in the middle of an uncompleted road to take a new start
I am growing into a lily woman
With full of pain in beauty, like the way lilies grow
I am still the love’s blond beauty in my hazel eyes
My body is scar less
Although, my mind is a fall hurricane
Which gets cold untimely in unsuitable locations

I am influential and myself
I can be a high-tide again and   
Raise the water level of the sea
I can dig the dip inside of sea with my red polished nails
And I can make love with my whole body in Simi Island once more
I changed thousands of masks
I become thousands of characters
I am the sleeping beauty madam Dormose, now
Elegant and seductive
Till I wake my 30th fall 
Till I wake up in October’s leaves

A small pine tree on sparsely vegetated mountains
Giving me the surprise of starting October’s inauguration
We all drink a glass of holly wine
Ruin the amulet
Start the celebration
Start October

October 2009
Pittsburgh Raleigh house..


EKIM Ruzgari

Kim kutlar bu gunu
Maymunlar
Bukalemun
Su aygiri

Sik bir davet mi
Sessizligin icinde derin uyku
Duello mu yapsam yoksa
Ragusanin dingisinde
Cingene sirkinde
Yahut, Rio carnavali

Beni eglendirin,
Dans kraliceleri
Juggling palyacolar
Geyik avcilari
Ciplak cellocu

Yana done geldim bu solene
Ulkeler degistirdim
Kitalar’dan kitalara goc ettim
Asklar’ da raks ettim
Hayal kirikliklari biriktirdim catlak cam siselerinde
Aglamadim
Pismanliklarim oldu,
Sonradan sevindigim
Hayati anlar bir yanim vardi 
Nabzimin 180 atmasi ondandi
Yeni dogmus bir masumun ki gibi
Sokaklarda kazanip gene sokaklarda kaybettigim
Pembe –mavi misket taslarima agladim, bir
En buyuk  gunahim hala bakir defterimde
Saymazsam eger seramik istasyonunda ki gelincik katliamini,
henuz sekiz’imde

Bin ayri duygu yetistirdim otuz ayri Ekimde
Ne cok ani buyuttum bellegimde
Ne cok mektup yazdim
Ne cok sevdim  
Ne cok nefret ettim
Unutmak ve bagislamak icin


Akdenizde gommustum siyah beyaz fotograflari,
Kesilmis magazin  kupurlerini
Calinmis kartpostallari
Cogalttigim siirleri
Hic yollanmamis sararmis mektuplari
Cakil taslarini
Ve kirmizi ya boyattmadan onceki son bir tutam sacini
Giri metal bir kutunun icinde
Bir begonvil’in dibine

Sehirden biri oldugumu unutmakla basladi tehlike
Denizin kiyiya coktan kustugu bir gurbetci oldum
Unutulcak duygular
Tozlanmis anilar 
Huzurla vedalasilcak son pismanliklar
Teker teker kok salmaya basladilar icimde
Ne ben vaz gecebildim
Ne onlar gecebildiler
Sarap siselerininin icine agladim gozyaslarimi
Aklimda kahkahasi kaldi eski gunlerin
Zaten, kim kirmak ister cocuklugunun kursun kalemini

Eski gunluklerden kagit gemiler yapiyorum
Yeni sonbaharlara yelken acmak icin
Hayalet bir kelebegi izliyorum
Kanatlari pusulam
Hic yazilmamis umutlar biriktriyorum
Ucmak icin lepidopteranlar misali
Dagitmak icin degil toparlamak icin yaziyorum bu siiri

Yolun bitmedik bir yerinde duruyorum, baslamak icin
Cunki, Zambaklar gibi buyuyorum aci cekerek cicek guzelligimin icinde
Hala askin sarisin siiriyim ela gozlerimde
Vucudum ne kadar saydam ise 
Aklim o kadar sonbahar firtinasi
Zamansiz usuyen zamansiz mekanlarda

Guclu ve kendimim
Yeniden bir med-cezir olup yukseltebilirim sularini denizin
Ve okyanuslarin dibini delebilirim tirnaklarimla
Yeniden doguma hazir kadinligimla
Bir kere daha Simi adasida sevisebilirim
Binlerce maske degistirdim 
Biriktirdigim kahramanlar oldum bir bir
Simdi madam Dormose ‘um uyuyan
Zarif ve cekici
Taki  uyanana dek sonbarina otuzumun
Uyanana tek Ekim yapraklari icinde    

Bozkir daglarda bir cam fidesi
Solenin basladigini mujdeliyor
Dualarla okunmus bir kadeh sarap iciliyor
Muska acilsin
Kehanetler bozulsun
Baslasin solen…
Baslasin Ekim….