Monday, December 27, 2010

mydeardiary...

mydeardiarymydeardiarydogagotherthirdtoothfromthemidtop;-)
thanks for the tooth fairy, she didn't have much pain.

Le Monde des Montag-Le Monde des Montagnes - Give Me More, an exhibition at swissnex San Francisco

on Forgiveness By CHARLES L. GRISWOLD

In order to forgive others, victims must put aside revenge. But what are the other conditions of true forgiveness?
   http://opinionator.blogs.nytimes.com/author/charles-l-griswold/

Saturday, December 25, 2010

IŞÇİLER FABRİKAYI TERKEDİYOR from 350gram


İŞÇİLER FABRİKAYI TERKEDİYOR from 350gram on Vimeo.


Sinema tarihinde gösterime giren ilk film “İşçiler fabrikayı terk ediyor” adıyla gösterilmiştir. Bu film Lyon’daki Lumiére-fabrikasında çalışan erkek ve kadınları, onların iki çıkış kapısından fabrikadan çıkmalarını ve filmin kadrajından her iki tarafa taşmalarını göstermektedir. Bu kareler özellikle sinemada hareketin yansıtılabileceğinin mümkün olduğunu göstereceklerdi. Bu gösterimden geriye kalan, herkesin, sanki bir şeyin kendilerini çekiyormuşçasına hızlı bir şekilde ilerlemesi ve hiçbirinin fabrika girişinde durmamasıdır. 1975 Emden’de, Volkswagen fabrikası çıkışında. İşçiler sanki bir şey tarafından çekiliyormuş gibi koşmaktalar. 1926 Detroit’ta: İşçiler sanki çok fazla zaman kaybetmişçesine koşmaktadırlar. Tekrar Lyon’da, 1957. Onlar koşmaktalar, sanki bir başka yerde daha iyi şeyler olduğunu biliyormuşçasına. Tekrar Detroit’te, 1926: Ford fabrikası işçileri fabrika çıkışında. Onların sayılarının çokluğu işletmenin büyüklüğünü, o kalabalığın ümidini ekmeğe bağlayabileceğini gösterir. İşçilerden oluşan kalabalığı görme duyusuyla, bir fabrika çıkışında olduğundan daha iyi kavranamaz. Çalışma düzeni birçoğunu aynı zamanda iş bıraktırıyor, çıkışlara doğru birbirlerini itip kakıyorlar, kadın ve erkek işçilerden bir işçi sınıfı oluşturuyorlar. Kimi ifadeye uyan bir kavrama benzer bir görüntü. Kamusal teşekküller işçilere hayatlarını etkileyen kararların alınmasına tam katılım hakkı tanır. Çoğu zaman öyle çok kullanılan ve görmeden anlanabildiği ve aslında hiç bakılmaması geren bir kavrama benzer bir görüntü. “Çalışma hakkındaki değerli şarkı”, şeklinde müzik tınlıyor bile. Ancak işçiler ise sırtlarını dönüyorlar fabrika çıkışında. İşçiler ve memurlar Dinamo-hangarına doğru yürümektedirler. Siemens fabrikası kadın ve erkek işçileri, 1934 Berlin’de. Burada işçiler yürüyüş blokları şekline getirilmişlerdir ve fabrikayı yeni bir Nazi-gösterisine katılmak için terk etmektedirler. Beyaz önlükler, bilim ve tekniğin askerileştirilmiş bir görüntüsü, en kötünün bir tanıtımı. “Metropolis” filminde, vardiya değişimindeki işçiler. Uygun adımda, aynı kıyafetler içinde. Bu geleceği ön gören resim gerçekleşemedi. Günümüzde sokaktaki birinin işten mi, spordan mı, yoksa sosyal yardım makamından mı geldiği ona bakmakla anlaşılamaz. İşçilerin şehri, yeryüzünün çok altında. “İşçiler fabrikayı terk ediyor”, yapılan ilk sinema filmiydi. Daha önce insanların hareketlerini belgeleyen bir film yapılmamıştı. Kadın ve erkek işçilerin dışarıya akın ettikleri fabrika, gösterişsiz, firma levhası bulunmuyor. Sanayinin gücü ve itibarından görünür bir şey yok. İşçilerin gücü de görünürde yok. Ne de olsa, bu görüntüler çekildiğinde, Avrupa’daki hükümetler, bir savaş olması durumunda bir işçi ayaklanması olmasından endişe etmek zorundaydılar. Aynen Paris’te 1871´de olduğu gibi. Ne zaman açlık içinde yakınsak siz gelip “Bu doğru değil. Her şeyi mutlak olarak değiştirmeliyiz” diyor ve bizler aç midelerimizle beklerken şevkle patronlara koşuyorsunuz. Sonra bize gelip bizi muzaffer ilan ediyor ve bizim için neler elde ettiğinizi gösteriyorsunuz. “Bir parça ekmek.” Tamam, da ekmeğin bütünü nerede? Tamam, da ekmeğin bütünü nerede? Bize çaput parçaları değil, ceketin tamamı lazım. Bize bir parça ekmek değil, somunun tamamı lazım. Bize iş değil, fabrikanın tamamı lazım. Ve kömür ve maden cevheri ve yönetim erki. Bize lazım olan bunlarken sizin önerdiğiniz ne? Bize lazım olan bunlarken sizin önerdiğiniz ne? Anlıyorum. Grev. Bunlar grev noktaları, Hamburg limanındaki bir grevin görüntüleriyle. 1933’te tamamlanan bir Sovyet filmi. İş kampları ile fabrika önündeki alan dramatik bir sahneye dönüşmektedir. Grev noktası. Bir fırsat bekleyen işsizler. Grev kırıcılar. Birisine bu yük çok ağır gelmiştir. Grev noktası yıkılan sınıf hainine iyice bakmaktadır. İşsizler boşalan yeri doldurmak için itişip kakışmaktadırlar. Grev sözcüsü, bu ihtiyar adamın, her işi kabul etmek zorunda olan, gururlarını koruyamayan, gıdasız kalmış ve sefalete düşmüş milyonları temsil eden yüzüne bakar. Ve adam yüzünü çevirir. Hamburg limanındaki bir grev hakkındaki bu Alman filmindeki grevciler ve grev kırıcılar arasındaki kavga bir okul bahçesindeki bir dövüşe benzemektedir. Bu yüzyıldaki büyük savaşlar, iç savaşlar, hapishaneler, kamplar, diktatörlükler, bunların çoğu sömürü ve düşük üretimden kaynaklanıyor. Ancak iş savaşları neredeyse hiç şiddete dayalı değildir. —Romeo Soliatti, orada ne yapıyorsun? Sen genel müdür değilsin. Bir işin olduğu ve çocuklarının karnını doyurabildiğin için mutlusun. Bize katıl. Sen aramıza aitsin. Karının evden çıkmaya cesareti yok. Çünkü senden utanıyor. İlk önce pasif direniş yapmaya çalışılmaktadır, ama keyifler kaçar. Bazen çirkin bir çatışma kaçınılmazdır. Çok uzun yıllardan beri ancak iş savaşlarda bu tür sahneler vardır. Öfke nefrete dönüşmeden çözümler bulmaya acilen ihtiyaç vardır. İngiliz otomobil işçilerinin grevi, 1956. İşçilerin savaşları, onlar adına yapılanlardan daha az şiddet içerir. Yine sanayi rezerve-ordusu. Amerikalı Griffith’in bu filminde iş savaşı bir iç savaş görünümünde. Yüz yıllık sinema tarihinde, bu muhtemelen fabrika kapısı önündeki en büyük silahlı çatışmadır. Bu görüntülerde sessiz bir korku görülmektedir, işleri olmayan ve bu nedenle iş dünyasında bir yerleri olmayan bu insanların yüzlerinde. Fabrika kapılarının sürgüleri ardında, zaten bir kampa hapsedilmiş gibi görünmektedirler. Burada işçiler fabrikayı, polislerin alanı boşaltıp ve onları dışarı attığı için, terk etmektedirler. İşçilerin arasında bir tanesi var ki, onun için şerefi çok önemli. —Neler oluyor? —Polisi dışarı atıyoruz. Madeni işgal ediyoruz. —Ne oluyor? Film polislerin fabrikadan attığı işçileri göstermektedir. 1948 yılından bir film, Almanya’nın Sovyetler işgali altındaki bölgesinden. İşçiler sanki opera sahnesindeki bir koro gibi hareket etmektedirler. Bu polisi uzaklaştırmak için yeterlidir. Polis onların ayaklanmasından çok işçi sınıfının anlamından ürkmektedir. Üniformalı işçiler. Alman Demokratik Cumhuriyetinde. Askeri araçlı bir işçi milisi. Bir tatbikat için yola koyulmakta. Asker olarak fabrikayı terk eden işçiler. Almanya Federal Cumhuriyeti’nde 1975 yılı, Emden´deki Volkswagen fabrikası önü. Sendika fabrika önündeki açık alanda müzik çalıyor, Ernst Busch’un söylediği Mayakovski mısraları. Dikkat. IG Metal Sendikası size sesleniyor. Fabrika girişi önündeki alanın tarihi bir yer olduğuna ant içilmekte. Ancak fabrika yönetimi fabrika önündeki alanın umumi alan olmadığı ve daha çok mülk sahibi hakkı altında bulunduğu fikrinde olup, polisi çağırmakla tehdit etmektedir. Volkswagen yönetimi tarafından burayı derhal terk etmemiz bildirildi. Eğer yapmazsak, polis zor kullanacak. Ama biz teslim olmayacağız. İşverenlere ne söylememiz gerekiyorsa onu söyleyeceğiz. Ekstra vardiyalar işlerinizi tehlikeye atıyor. 18 Haziran’da Emden belediye binasının önünde yapılacak eyleme gelmek her zamankinden daha da acil bir hal aldı. Hep beraber, biz Doğu Frizyelilerin işsizlik maaşına mahkûm olup olmayacağımızı düşünmeden, açgözlülükleri yüzünden üretim artışı talep eden işverenlere IG Metal’in onlardan daha kudretli olduğunu gösterelim. Buna katlanmamalıyız. Bazı işçiler durur, çoğu yürümeye devam etmiştir. Mülkiyeti koruma ile ilgili görüntüler. Fabrikayı kontrol altına almak için gerekli alet edevat. Burada bir geçiş bariyerinin sağlamlığı ölçülmektedir ve yürüyüş yapılmaktadır. Bir kamyon saatte 80 kilometre hızla bariyere doğru sürülmekte ve orada parçalara ayrılmakta. Bu şiddet fantezisi de tarihi bir yer olarak fabrika önündeki ön alanı hatırlatmaktadır. Grev, grev kırıcıları, fabrika işgali ve lokavt, maaş ve eşitlik için savaş ve bunlara bağlı umutların, hatırlanması. Bariyer çarpışma sırasında bile sağlam kalır. Gangsterler, bir arabayı takip ediyorlardı. Fabrika suçun sahnesi. Fabrikayı İşçiler değil gangsterler terk eder. Maaşları gasp etmişlerdir. Sonra hazır bekleyen üç arabaya binmişlerdir. Bekçi arkalarında koşar. Uyarı ateşinden sonra ilk arabaya ateş eder. Her adım titizlikle planlanmış. Herhangi biri konudan tam olarak haberdardı. Saat sekizden az önce dört yabancı gündüz vardiyasına karışmışlardır. İşçi kıyafetleri vardı üstlerinde ve memurlarla birlikte bariyerden geçtiler. Muhasebe ofisi girişin tam karşında. Gangsterler işçiler gibi giyinerek fabrikaya girmeyi başarmışlardır. Gerçek işçilerden daha çok sahte olanlar korkutucudur. Hey, kimliğin. —Ama beni tanıyorsun zaten. Göster hadi. —İşte. Kurallara riayet etmek gerekiyor. —Elbette. Hey, Gustav. Merhaba Hans. Vardiyan bitti mi? Ne var ne yok? Onu tanıyor musun? Şuradakini mi? Dün buradaydı. Hayır, tanımıyorum. Ne istiyormuş bir sor. Eskiden ilk kameranın durduğu yerde bugün yüzlerce gözetleme kamerası bulunmaktadır. Bu kamera, bir kadının ayrılmadan önce bir diğerinin eteğini kısaca çekiştirdiğini keşfeder. Kadın eteği çeker, diğeri ise muhtemelen kameranın önünde onunkini çekmeye cesaret edemez. Bu eğlence karşılıksız kalan bir hareket. Bu şekilde bir dengesizlik oluşur. Dengesizlik ve ahenk, bunlar film anlatımının hareket yasasıdır. Bir kadın bir adamı beklemektedir. —Renate, hadi. Sen gir, o gelmiyor. Bir çöp işleme tesisi. Marjinal bir iş, düşük maaşlı ve sadece kadınlar tarafından yapılan. Bir pezevenk çıkışta beklemekte. Bir kadını özleyen bir adam. İşçiler birbirinden ayrılıyor, bireysel hatalar başlayabilir. Çoğu anlatım filmleri mesai saati bittikten sonra başlar. —Hani çikolata yemeyecektin? —Bugün Fabrikada garip şeyler oldu! —İki kız uyurken yakalandı. —Denetçi çok kızdı. — Parasını hak etmesi gerekiyor tabi. —İrene bugün morarmış bir gözle işe geldi. —Kocasının buna hakkı var! —Sen de beni döver miydin? Bir kadın fabrikadan çıkar ve bir erkek onu karşılar. Münferit insanların hayatı başlayabilir. Bu iki insan fabrikadan uzaklaşır ve kamera da onları takip eder. —Seni bekledim. Seninle konuşmam gerek Argenta. Fabrikadan daha da uzaklaşan ve bu arka plandan net bir şekilde ayrılan bu ikisine kamera eşlik eder. İşçiler fabrikadan ayrılır, bir kadın bir erkeği bekler. Kesin değerin artmasını sağlayan akort sayıları artırılmıştır. Ne oldu Fritz? Birkaç ton daha. Anlamsız. Kimse ölümüne çalışmaktan daha fazlasını yapamaz. İkili yavaşça yanyana yürümektedir, öyle yavaş ki, sanki bir tabutu takip ediyorlar. Bitti. Çocuk yolda olmasaydı. Artık bir canı var. Birbirlerine bakmıyorlar, gözlerinin önünde bir şey var. Ekmek nereden gelecek? Hava soğuduğunda ne giyeceksin? Ya da çocuk acıkıp ağladığında… Buna dayanamam. Hareket etmeye başladı bile. Sen gidince her şey biter. Ölüm onlara teselli edici gibi geliyor. Her şeyi unuttun. İyi şeyleri de. Fabrikadaki iş cehennemden farksız. Renate, hadi. Sen gir, o gelmiyor. Bu kamyon kadını diğerleriyle birlikte hapishaneye geri götürüyor. Kadın yanlış aşk yüzünden bir suç işlemiştir. Ludwig. Renate Ludwig. —Evet. Al, bu annenden. —Sağ ol. Yüz yıllık sinemada fabrika ve fabrika kapılarından çok hapishane kapıları vardır. Anne —Ceket için sağ ol anne. İşyerinde iyi şanslar. Kamyon kadınları hapishaneden fabrikaya götürüyor. Fabrika bir nevi ıslahevi. Yüz yıllık sinemada fabrika ve fabrika kapılarından çok hapishane kapıları vardır. Mümkün oldukça film aceleyle fabrikalardan uzaklaşmıştır. Fabrika, filmi çekmekten ziyade itmiştir. Yüz yıl içinde fabrikadan çıkışla ilgili yapılan çekimler birbiri ardına sıralandığında, sanki yüz yıl içinde hep aynı görüntünün çekilmiş olduğu düşünülebilir. Sanki bir çocuğun, söylediği ilk kelimeyi yüz yıldan uzun bir süre içinde tekrarlayarak, söylenen ilk kelimenin verdiği sevinci ölümsüzleştiriyormuş gibi. Veya mükemmel olana kadar resimlerini hep tekrar yapan ve resmi ayaklarıyla parçalayan, uzak doğu ressamları hakkında anlatılanlar gibi. Bu şekilde mükemmeliyete inanç yitirilince, film keşfedilmiştir.


 cited from:" http://350gram.blogspot.com/2010/10/isciler-fabrikay-terk-ediyor.html"

Arife by Evrim Kavcar

http://vimeo.com/6449978

Reading Balzac Backwards: The Poet as Painter



In 
Balzac's classic short story The Unknown Masterpice, the painter Frenhofer says to his friend Porbus, "Never forget, Porbus, we're not just artists, we're poets!" I've always wanted to say the same thing in reverse (to whatever poet happens to be close at hand): "never forget, we're not just poets, we're painters!" Poets and painters share a good amount of common ground: an obsession with "lines," methods of "coloring," modes and mechanics of "rhythm," ins and outs of form, formal processes. Writing-space, like canvas, is two-dimensional, and poetry these days veers wildly between abstraction and representation. Most would associate "representation" with Centrist poetry and "abstraction" with experimental verse, but of course there's a certain amount of overlap, and boundaries tend to disappear when we use these broad, universal terms.

So, if poets are painters, how do they become "painterly"? The immediate answer would seem to be a recourse to "projective" modes, wherein the physical appearance of the poem has an impact above and beyond the words themselves. But a problem has developed for experimental poets of my generation; we tend to write "left-justified" because we all publish on the Net, and Net publishing finds "projective" writing problematic. Blogger won't accept it, HTML tricks are a pain in the ass to learn, it's simpler to avoid "painterly" appearances. Can "left-justified" poems be painterly? Well, yes; I tend to think of 
Rothko'srectangles & Pollock's "allover" compositions, which exude a kind of muscle and heft, a contradictory, impenetrable earth and airiness that good "left-justified" poetry sometimes replicates.

But doesn't that align us against LANGUAGE poetry, all the Old Guard? They rebelled purposefully against "left-hand margin" poetry, now here we are taking it up again, for our own particular, very practical reasons. Just goes to show how much poetry is born out of contemporary necessities, rather than "free-wheeling" improvisations and inspirations. We can't paint with the jagged meandering menace of 
De Kooningbecause he finds no echo in "left-justification." Barnett Newman, with his "zips", is someone we find some affinity with. Likewise, we might find ourselves returning to Eliot, who leaned towards "left-justification", rather than proto-projective Pound. Now, it's taken for granted that young Centrist poets (whoever they might be) won't have this problem-- they're writing for print journals. The irony, of course, is that "left-justified" is a trademark of Centrist verse. So, on a surface level, there may seem to be a homogenous quality developing in the coming generation and their work. But limitations are a challenge to invention, so us experimental "painters" have to find new ways to invent-- new kinds of lines, new rhythms, new "colorings," etc. It won't be easy. Or, some technology might come along that makes the "left-justified" problem disappear, and we can all go projective again. Actually, the more I think about it the more I enjoy the idea of a forced "left-justification" rule. Limitations can be liberating, just as too much freedom can be a burden. In any case, it will be curious to see what develops. Keep your eyes on the left hand margin, folks....

cited from "http://adamfieled.blogspot.com/2006/03/reading-balzac-backwards-poet-as.html "

Friday, December 24, 2010

mydeardiary...

mydeardiarymydeardiaryiamdreamingaboutsomethingsomethinglikeISTANBUListanbulistanbulimissyouimissyoualotthesedays...
Yalnız kalmaktan daha kötü
şeyler de vardır hayatta,
ama genellikle
bir ömür alır bunun
farkına varmak,
o zaman da 
çok geçtir,
ve çok geçten
daha kötü 
bir şey yoktur
hayatta.

Charles Bukowski

Wednesday, December 22, 2010

ONE RESOLUTION AT A TIME...

Every time I clean something there is something else to take its place. I am so god damned tried of cleaning this house. No more lies about  starting  a new diet, yoga, saving money, spending more time time for art for art's sake, etc.  I make one single RESOLUTION "I will hire a good god damned cleaner." Do you know any???? ;-)

In this country, It is impossible to find a good handyman and a good cleaning lady who asks a reasonable compensation ;-(

Monday, December 20, 2010

CAPTIVE...aruba 2010

US FOREVER...aruba 2010




SISTERS... aruba 2010

LOVE...aruba 2010

WILD WAVES...aruba 2010

THE LIGHTHOUSE...aruba 2010

DAWN...aruba 2010

DOGA...aruba 2010





PASSION...aruba 2010



WILD CLOUDS...aruba 2010

ESSENCE...aruba 2010

PEACE...aruba 2010

AWAITING...aruba 2010

SHARING...aruba 2010

PURITY...aruba 2010

STORM...aruba 2010

PAIN...aruba 2010

DIGNITY... aruba 2010

BEAUTY... aruba 2010

TRUST...aruba 2010


Tuesday, November 30, 2010

Fernando Pessoa'nin 75.Olum Yildonumu Anisina

TOBACCO KIOSK by Fernando Pessoa


I am nothing
I shall always be nothing
I cannot wish to be anything.
Aside from that, I have within me all the dreams of the world.
Windows of my room,
The room of one of the world's millions nobody knows about
(And if they knew about me, what would they know?)
Open onto the mystery of a street continually crossed by people,
To a street inaccessible to any thought,
Real, impossibly real, certain, unknowingly certain,
With the mystery of things beneath the stones and beings,
With death making the walls damp and men's hair white,
With the Destiny driving the wagon of everything down the road of nothing.
Today I am defeated, as if I knew the truth.
Today I am clear-minded, as if I were about to die
And had no more kinship with things
Than a goodbye, this building and this side of the street becoming
A long row of train carriages, and a whistle departing
From inside my head,
And a jolt of my nerves and a creak of bones as we go.
Today I am bewildered, as one who wondered and discovered and forgot.
Today I am divided between the loyalty I owe
To the outward reality of the Tobacco Kiosk of the other side of the street
And to the inward real feeling that everything is but a dream.
I have missed everything.
And since I had no aims, maybe everything was indeed nothing.

What I was taught,
I go down from the window at the back of the house.
I went to the countryside with grand plans,
But all I found in it was grass and trees,
And when there were people, they were just like other people
I step back from the window and sit in a chair. What should I think about now?
 (…)
I have dreamed more than Napoleon did.
I have held against the hypothetical heart more humanities than Christ.
I have secretly created philosophies no Kant has ever written.
But I am, and perhaps always should be, the one from the attic
Although I don't live in it;
I shall always be someone not born for this;
I shall always be the one who just had qualities;
I shall always be the one who has waited for a gate to open next a wall without a door
And sang the song of the infinite in a poultry-yard,
And heard God's voice in a blocked-up well.
Believe in myself? No, not in me and not in nothing.
May Nature be dissolved on my feverish head
Her sun, her rain, the wind that ruffles my hair,
And the rest, let it come if it must, it doesn't matter.
Hearts in thrall to the stars,
We have conquered the whole world before leaving our beds.
But we were awakened and it was opaque,
We rose and he was strange to us
We left the house and it was the whole world,
And also the Solar System, the Milky Way and the Indefinite...
(Eat your chocolates, little one!
Eat chocolates!
Know there are no metaphysics in the world but chocolates.
Know that all the faiths don't teach more than confectionery.
Eat, dirty one, eat!
If only I could eat chocolates with the same veracity you do!
But I think, and when I lift the silver paper of a leaf of tin-foil
I let everything fall to the ground, as I have done to my life.)
(…)
Musical essence of my useless verses,
If only I could face you as something I had created
Instead of always facing the Tobacco Kiosk across the street,
Forcing underfoot the consciousness of existing,
Like a carpet a drunkard stumbles on
Or a straw mat stolen by gypsies and  worth nothing.
But the Tobacco Kiosk owner has come to the door and is standing there.
I look at him with the discomfort of an half-turned head
And the discomfort of an half-grasping soul.
He shall die and I shall die.
He shall leave his signboard and I shall leave my poems.
His sign will die, and so will my poems.
And soon the street where the sign is, will die too,
And so will the language in which my poems are written.
And so will the whirling planet where all of this happened.
On other satellites of other systems something like people
Will go on making something like poems and living under things like signboards,
Always one thing facing the other,
Always one thing as useless as the other,
Always the impossible as stupid as reality,
Always the mystery of the bottom as powerful as the mysterious dream of the top.
Always this or always some other thing, or neither one nor the other.
 But a man has entered the Tobacco Shop (to buy tobacco?),
And plausible reality suddenly hits me.
I half rouse myself, energetic, convinced, human,
And I will try to write these verses in which I say the opposite.
I light a cigarette as I think about writing them,
And in that cigarette I savour liberation from all thoughts.
I follow the smoke as if it were my personal itinerary
And enjoy, in a sensitive and capable moment
The liberation of all the speculations
With the conscience that metaphysics is a consequence of not feeling well.
Afterwards I throw myself on the chair
And continue smoking.
As long as Destiny allows, I will keep smoking.
(If I married my washwoman's daughter
Maybe I should be happy.)
Upon that, I rise. And I go to the window.
The man has come out of the Tobacco Kiosk (putting change in his trousers?).
Ah, I know him: he is Esteves without metaphysics.
(The Tobacco Kiosk owner has come to the door.)
As if by a divine instinct, Esteves turned around and saw me.
He waved hello, I greet him "Hello there, Esteves!", and the universe
Reconstructed itself for me, without ideal or hope, and the owner of the Tobacco Kiosk smiled.
Fernando Pessoa, Portuguese poet, 1888-1935

Wednesday, November 17, 2010

“fear of flying by Erica Jong”


1-    I couldn’t be a hippy because my mother already dressed like a hippy (while believing in territoriality and the universality of war).
2-    I couldn’t rebel against Judaism because I hadn’t any to rebel against.
3-    I couldn’t rail at my Jewish mother because the problem deeper than jewishness or mothers.
4-    I couldn’t be an artist on pain of being painted over
5-     I couldn’t be poet on pain of being crossed out
6-    I couldn’t e anything else because that was ordinary
7-    I couldn’t be a communist because my mother had been there ….

 What possibility remained open to me? In what cramped corner could I act out what I so presumptuously called my life? I felt rather like those children of post smoking parents who become raging squares. I could perhaps take off across Europe whit Andiran Goodlove and never come home to NewYork at all…..

 From the book I am reading right now “fear of flying  by Erica Jong”
 “The most uninhibited delicious erotic novel a woman ever wrote”  John Updike from New Yorker.

Sunday, November 14, 2010

mydeardiarymydeardiarymydeardiaryiamnotthinkinganymoreiamnotthinganymoreicannotthinkanymorenomorenomorenomorenomore             n           o          m              o              r            e

Friday, October 8, 2010

Fear by Raymond Carver


Fear of seeing a police car pull into the drive.
Fear of falling asleep at night.
Fear of not falling asleep.
Fear of the past rising up.
Fear of the present taking flight.
Fear of the telephone that rings in the dead of night.
Fear of electrical storms.
Fear of the cleaning woman who has a spot on her cheek!
Fear of dogs I've been told won't bite.
Fear of anxiety!
Fear of having to identify the body of a dead friend.
Fear of running out of money.
Fear of having too much, though people will not believe this.
Fear of psychological profiles.
Fear of being late and fear of arriving before anyone else.
Fear of my children's handwriting on envelopes.
Fear they'll die before I do, and I'll feel guilty.
Fear of having to live with my mother in her old age, and mine.
Fear of confusion.
Fear this day will end on an unhappy note.
Fear of waking up to find you gone.
Fear of not loving and fear of not loving enough.
Fear that what I love will prove lethal to those I love.
Fear of death.
Fear of living too long.
Fear of death.

I've said that.

Tuesday, October 5, 2010

a quote...

The worst enemy to creativity is self-doubt.


S. Plath-

Monday, September 20, 2010

3-D Printing Spurs a Manufacturing Revolution


 you are such an inspiration Scott....  i wish you were still living in Pittsburgh and teaching design...

http://http://www.nytimes.com/2010/09/14/technology/14print.html?ex=1300248000&en=5afced0e03cea53c&ei=5087&WT.mc_id=TE-D-I-NYT-MOD-MOD-M167-ROS-0910-HDR&WT.mc_ev=click

Friday, September 17, 2010

dadaist friendship.....

 . We have always made mistakes, but the greatest mistakes are the poems we have written....

. DADA is neither madness, nor wisdom, nor irony, look at me, dear bourgeois.

. We are not naive 
. We are successive
. We are exclusive
. We are not simpletons
                 and we are perfectly capable of an intelligent discussion

Tristan Tzara

dadaist siir


To Make A Dadist Poem
   
Take a newspaper.
Take some scissors.
Choose from this paper an article the length you want to make your poem.
Cut out the article.
Next carefully cut out each of the words that make up this article and put them all in a bag.
Shake gently.
Next take out each cutting one after the other.
Copy conscientiously in the order in which they left the bag.
The poem will resemble you.
And there you are--an infinitely original author of charming sensibility, even though 
unappreciated by the vulgar herd.

Tristan Tzara 

modern siir- serbest siir

ÖzeLLikLeri :

-DiLi sade ve anLaşıLırdır.
-Modern şiirde nazım birimi mısradır ; fakat beyitLer , dörtLükLer ve bentLerLe de şiirLer yazıLabiLir.
-Modern şiirde
öLçü serbesttir.
-Modern şiirLerde kafiye ve rediften ziyade
ses zenginLiğine önem veriLir; fakat şair isterse bunLarı kuLLanabiLir..
-Modern şiirde konu sınırsızdır.
Her şey şiirin konusu oLabiLir
-Modern şiirde beLLi bir nazım şekLi yoktur; fakat sone ve terzarima gibi nazım şekiLLeri Batı edebiyatından aLınıp kuLLanıLmıştır.
-Modern şiir
herkese (haLka ve yüksek zümreye) hitap edebiLir..

Wednesday, September 8, 2010

DADY


You do not do, you do not do
Any more, black shoe
In which I have lived like a foot
For thirty years, poor and white,
Barely daring to breathe or Achoo.

Daddy, I have had to kill you.
You died before I had time---
Marble-heavy, a bag full of God,
Ghastly statue with one gray toe
Big as a Frisco seal

And a head in the freakish Atlantic
Where it pours bean green over blue
In the waters off the beautiful
Nauset.
I used to pray to recover you.
Ach, du.
In the German tongue, in the Polish town
Scraped flat by the roller
Of wars, wars, wars.
But the name of the town is common.
My
Polack friend
Says there are a dozen or two.
So I never could tell where you
Put your foot, your root,
I never could talk to you.
The tongue stuck in my jaw.

It stuck in a barb wire snare.
Ich, ich, ich, ich,
I could hardly speak.
I thought every German was you.
And the language obscene

An engine, an engine,
Chuffing me off like a Jew.
A Jew to Dachau, Auschwitz,
Belsen.
I began to talk like a Jew.
I think I may well be a Jew.

The snows of the Tyrol, the clear beer of Vienna
Are not very pure or true.
With my gypsy ancestress and my weird luck
And my
Taroc pack and my Taroc pack
I may be a bit of a Jew.

I have always been sacred of you,
With your Luftwaffe, your
gobbledygoo.
And your neat mustache
And your Aryan eye, bright blue.
Panzer-man, panzer-man, O You----

Not God but a swastika
So black no sky could squeak through.
Every woman adores a Fascist,
The boot in the face, the brute
Brute heart of a brute like you.

You stand at the blackboard, daddy,
In the picture I have of you,
A cleft in your chin instead of your foot
But no less a devil for that, no not
Any less the black man who

Bit my pretty red heart in two.
I was ten when they buried you.
At twenty I tried to die
And get back, back, back to you.
I thought even the bones would do.

But they pulled me out of the sack,
And they stuck me together with glue.
And then I knew what to do.
I made a model of you,
A man in black with a
Meinkampf look
And a love of the rack and the screw.
And I said I do, I do.
So daddy, I'm finally through.
The black telephone's off at the root,
The voices just can't worm through.

If I've killed one man, I've killed two---
The vampire who said he was you
And drank my blood for a year,
Seven years, if you want to know.
Daddy, you can lie back now.

There's a stake in your fat black heart
And the villagers never liked you.
They are dancing and stamping on you.
They always knew it was you.
Daddy, daddy, you bastard, I'm through.



S.PLATH

Thursday, August 12, 2010

..... Sahmeran 'a Ihaneti Uzerine

Hic ses cikarmadi.
Pisman degildi belli, ama aci cekiyordu......


m. mungan-yedi kapili kirk oda


Thursday, February 25, 2010

Kizaklar ve Cingiraklar- ada and me


My sweet baby, 
In the white smell of the deep soil we are never cold together
It is always warm, always sunny, always  so much fun
Only, as we are 
Together : In conjuction- side by side- hand in hand- shoulder to shoulder- cheek by jowl- hand in glove...
......
 snow to forget 
 snow to restart 
 snow to recharge 
 snow to clean up 
.... 


Sehir ve Kar


Kar, soguk kar
Hepimiz icin ayri bir masal.....

Thursday, January 14, 2010

south beach- kuslar ve ada

Gecen Yildan...

Ipek’ce Sarhsos bir yeniyil aksami
Paramount hotel
Yagmurlu South beach
Maura-una kuklari
Birthday painting for an Italian girl
360 uyanis gunu guzel kokuklu Ada’li
Az biraz Slyvia kivami
Akcayda yuce kadin- pansiyon keyfi
Simi’ye tekneyle varis
The best short swimming at Simi
Kos’ta Ada vapuru bekleyis
Icilmis Uzo'lar
Izmir sevismeleri
Besiktas’ta inegol kofte
Bebekte cocuk parki ve atilan kahkalar
Kurucesmeye dogru Bibi’nin keciligi
Yarimcada uyuyan 2 kadin 1 cocuk
"The flying red ballon' En iyi film 
"Somewhere beyond the sea" Boby Darin- En iyi music
Bizim sarkimiz- "sound of silence" Simon & GarfunkelYa
Yazilmis siirler
Yakilmis resimler 
Ve 
Doga'ya gebeyim...